TÜRKİYE EKONOMİSİ DERS NOTLARI

Türkiye Ekonomisi

Ders Notları

 

 

Ünite 1-6

ÖZETLER 2011 YILI MÜFREDATINA GÖRE HAZIRLANDI VE GÜNCELDİR.

ARASINAVDA BAŞARILAR.

Anadolu üniversitesi uzaktan eğitim veren açıköğretim bölümleri için derlenmiş ve özetlenmiş ders

notları,sınıf geçmeye yönelik pratik çalışmalar,sınavlara hazırlık çalışmaları.

www.forumaof.com

2 Türkiye Ekonomisi Ders Notları www.forumaof.com

 

 

 

 

 

 

ÜNİTE-1

TÜRKİYE EKONOMİSİNİN ÖZELLİKLERİ VE DÜNYA EKONOMİSİNDEKİ YERİ

Ülkede sanayileşme seviyesi (bu konuda Japonya gibi istisnalar olsa da), genelde o ülkenin sanayisinin gerek

duyduğu ham maddelere sahip olup olmamasına sıkıca bağlıdır. Aynı şekilde ülkenin coğrafi yapısı da ekonomiyi

şekillendiren temel bir faktördür. Finlandiya ve Kanada'nın ormancılıkta, Norveç'in ise balıkçılıkta ilerlemeleri;

bu ülkelerin coğrafi konumlarıyla yakından ilgilidir.

Dünya ekonomisinde Türkiye ekonomisinin yeri, çeşitli ekonomik göstergeler esas alınarak incelenebilir.

Ekonomik göstergeler kapsamına; nüfus, sektörel istihdam, ekonomik büyüme, ulusal gelir büyüklüğü, kişi

başına gelir; otomobil, buzdolabı, çamaşır makinesi, televizyon gibi dayanıklı mal tüketimi, okuryazarlık oranı ile

kitap ve gazete basımı, enerji tüketimi esas alınabilir. Ayrıca yatırım ve tasarruflar, faiz oranları, gelir dağılımı,

kamu harcamalarındaki gelişmeler ve açıklar, kamu gelirleri, dış borç göstergeleri, yabancı sermaye girişleri,

araştırma ve geliştirmeye (Ar-Ge) ayrılan kaynaklar; ekonomilerin dış rekabet güçleri ve verimlilikleri

karşılaştırmalarda esas alınır.

TÜRKİYE EKONOMİSİNİN TEMEL ÖZELLİKLERİ

Türkiye, iki kıta üzerindeki topraklarıyla hem bir Asya hem de Avrupa devletidir. Üç tarafı denizlerle çevrili

Türkiye'nin deniz üzerindeki sınırlarının uzunluğu (Anadolu kıyı¬ları, Trakya kıyıları ve Adalar kıyıları dâhil) 8272

km'dir. Türkiye'nin iz düşüm alanı 779.452 km2 yerküre üzerindeki gerçek alanı ise 814.578 km2 dir. Aradaki

fark, Türkiye arazisinin engebeli olmasından doğmaktadır. Türkiye, 779 bin km2 alanı ile dünya¬nın toprak

açısından büyük ülkelerindendir.

UYARI: Rusya Federasyonu 17 milyon km2 ile en büyük ülkedir.

AB ülkelerinden ingiltere (245), Almanya (357), Hollanda (37), Belçika (30) ve Avusturya'nın (84) toplam alanı

753 bin km2 olup 5 ülkenin toplam alanı Türkiye'den daha küçüktür.

Türkiye, genelde dağlarla kaplı yüksek bir ülkedir. Denizden ortalama yüksekliği 1.130 metre olup kuzey ve

güneyi sıra dağlarla çevrilidir. Dağların en fazla toplandığı bölge Doğu Anadolu'dur. Batı ve güneydeki yayların

yüksekliği ise 600-700 metredir.

Türkiye arazisinin engebeli olması, işlenebilir toprak miktarını sınırlamaktadır. Tarım alanı, mevcut arazinin

%36'sını oluşturmaktadır.

Türkiye, jeolojik yapısı sebebiyle pek çok maden yatağına sahiptir. Türkiye'de çıkarılan madenler "yakıt

madenleri", "ham madde madenleri" ve "çeşitli madenler" olmak üzere 3 grupta incelenebilir. Yakıt madeni

olarak çıkarılan başlıca madenler; kömür, linyit ve petroldür. Ham madde madenleri arasında ise demir, bakır,

krom ve manganezi saymak mümkündür. Bunlara ek olarak ayrıca borasit, zımpara, kurşun, antimuan, kükürt,

lületaşı, civa, molibden, volfram, mermer ve tuz başta olmak üzere çok sayıda maden çıkarılmaktadır.

Türkiye, akarsular bakımından zengin bir ülkedir. Bu akarsulardan bazıları (Meriç ve Asi gibi) yabancı

topraklardan doğup Türkiye'den denize dökülmektedir. Türkiye'de akarsuların çoğunda ortalama debi düşüktür.

En çok debiye sahip nehirler Fırat (28.538 milyon m3) ile Dicle (15.400 milyon m3) dir.

Kara sularının ikinci türünü oluşturan göller, Türkiye yüz ölçümünün ortalama %11'i kadarını (9.816 km2) kaplar.

Van Göiü'nün yüz ölçümü 3.713 km2 dir. Van ve Tuz göllerinden, sularının tuzlu olması sebebiyle, sulamada

yararlanılamamaktadır. Beyşehlir, Eğirdir, Sapanca, Manyas ve Ulubat göllerinin suları, sulama ve içme suyu

kaynağı amacıyla kullanılmaktadır.

3 Türkiye Ekonomisi Ders Notları www.forumaof.com

TÜRKİYE'NİN NÜFUS YAPISI VE NÜFUSA İLİŞKİN TEMEL GÖSTERGELERİ

Nüfusun ülkenin ekonomik kaynaklarına göre fazla olması; insan gücünün iş bulamamasına, elde edilen gelirin

daha çok sayıda kişi tarafından tüketilmesine, refahın düşmesine ve buna bağlı olarak birtakım ekonomik ve

sosyal sorunlara yol açabilir.

NOT: Ülke nüfusunun ülkenin ekonomik kaynakları ile dengeli olması gerekir. Bu dengeyi sağlayan nüfusa

optimum nüfus denir.

Optimal nüfus, ülkenin doğal kaynakları mevcut sermaye ile en iyi şekilde kullanılabilecek nüfus miktarıdır. Ülke

nüfusu, ülkenin ekonomik gücü yanında politik ve askeri gücünü de etkiler.

Ülkede hızlı nüfus artışı; özellikle eğitim ve sağlıkla ilgili cari harcamaları çoğaltır, şehirleşmeyi hızlandırır, konut

ihtiyacını artırır. Hızlı nüfus artışı yurt içi talebi artırır, iş bölümünü geliştirir, teknolojik gelişmeyi özendirir.

Nüfus artışının tüketimi artırması, ekonomik yönden olumlu olmakla beraber yatırımlara gidecek fonları

azaltarak kalkınmayı olumsuz yönde etkiler.

Ülkede bir puanlık nüfus artışı, ülke gelirinin ortalama %3'ünün konut, sağlık ve eğitim gibi demografik

yatırımlara ayrılmasını gerektirir.

Türkiye'nin nüfusu, ilk sayımın yapıldığı 1927'den günümüze kadar geçen sürede hızla artmıştır. 1927'de 13,6

milyon olan nüfus, 2010 yılında 72,5 milyona ulaşmıştır.

Türkiye'de planlı kalkınma dönemiyle birlikte hızlı nüfus artışı bir sorun olarak görülmüş, Birinci Beş Yıllık

Kalkınma Planı'nda (1963-1967) aile planlaması kavramı gündeme getirilmiştir. Birinci plan, nüfus planlamasına

yumuşak bir şekilde yaklaşmıştır. Planlamanın devlet müdahalesi değil ailelerin istedikleri sayıda ve istedikleri

zamanda çocuk sahibi olmalarını kolaylaştıran demokratik bir usul olduğu vurgulanmıştır. 1965 yılında çıkarılan

Nüfus Planlaması Yasası ile konunun düzenlenmesi işi Sağlık Bakanlığına bırakılmıştır, ikinci Beş Yıllık Kalkınma

Planı (1968-1972), nüfus artış hızının ekonomik kalkınmayı engellemeyecek ölçüde azaltılmasını amaçlamıştır.

Türkiye'de nüfus, 1935-1945 dönemi dışında hızla artmıştır. 1975'ten sonra ise sınırlı bir şekilde de olsa azalma

eğilimi göstermiştir. Şehir ve köy nüfus artış oranlarına bakıldığında 1927-1935 yılları dışında şehir nüfus artış

oranı, köy nüfus artış oranından fazladır. Bu durum 1980-1985 döneminde binde 62.61 ile rekora ulaşmıştır. Bu

dönemde köy nüfusu Cumhuriyet tarihinde ilk defa azalmıştır

Cumhuriyet kurulduğunda Türkiye'nin nüfusu 13.6 milyon idi. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Adrese Dayalı

Nüfus Kayıt Sistemi'ne (ADNKS) göre 31 Aralık 2008 itibariyle Türki¬ye nüfusu 71 milyon 517 bin 100 kişi olarak

belirlenmiştir.

Nüfus yoğunluğu olairak ifade edilen "bir kilometrekareye düşen kişi sayısı" Türkiye genelinde 93 kişi olarak

açıklanırken bu sayı, illerde 12 ile 2 bin 444 kişi arasında değişmekte¬dir. İstanbul, 2 bin 444 kişi ile nüfus

yoğunluğunun en fazla olduğu İldir.[/size

İNSANİ GELİŞME ENDEKSİNDE TÜRKİYE'NİN YERİ

İnsani gelişme endeksi (Human Development Index; HDI); dünyadaki ülkeler için yaşam uzunluğu, okuryazar

oranı, eğitim ve refah seviyesi doğrultusunda hazırlanan bir ölçümdür.

İnsani gelişme endeksi, 1990 yılında Pakistanlı iktisatçı Mahbub ul Haq tarafından geliştirilmiştir. 1993 yılından

bu yana Birleşmiş Milletler insani Gelişme Programı tarafından yıllık Gelişme Raporu'nda açıklanmaktadır.

Ülkelerin gelişmişlik seviyesi açısından değerlendirilmesinde UNDP İnsan Gelişme Raporu'nda kullanılan insani

gelişme endeksi üç temel alandaki verilerin birlikte değerlendirilmesinden oluşmaktadır:

Refah Standardı: Kişi başına düşen gelirin Satın Alma Gücü Paritesi (SGP) ile hesaplanması ilıe elde

edilmektedir.

Eğitim Standardı: Endekste bu boyut iki değişkenle ölçülmektedir: Yetişkinler arasındaki okurma yazma oranı

ve ortalama eğitim süresi.

4 Türkiye Ekonomisi Ders Notları www.forumaof.com

Sağlık Standardı: Endekste uzun ömür, sağlık standardı olarak nitelendirilmekte ve yaşam beklentisi ile

ölçülmektedir.

insani gelişme endeksi; kişi başına düşen gelir ile birlikte sağlık, eğitim ve kültür göstergelerini dikkate

almaktadıır.

Ülkede gelirin yüksek oluşu, o ülkenin gelişmiş bir ülke olarak tanımlanabilmesi için yeterli değildir. Kalkınmış

ülkelerde sosyal sorunların çözülemediğinin görülmesi üzerine ekonomik büyüme ve insani gelişme arasındaki

ilişkinin daha iyi kurulması gereği, ortaya çıkmıştır. Bunun sonucunda ülkelerarası sosyo-ekonomik gelişmişlik

düzeylerinin de ortaya konduğu insani gelişme (endeksi, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP)

tarafından ilk defa 1990 yılında yayımlanan insani Gelişme Raporu'nda yer almıştır.

1965 yılında Türkiye İGE değeri 0,438 ile düşük insani gelişmişlik seviyesinde (152'nci) iken 1972 yılında orta

gelişmişlik seviyesine geçmiştir. 1975-2006'da Türkiye'nin İGE'si 0,163 değerinde artış göstermiştir. Türkiye

1975 yılında 0,587 İGE değeri ile 102 ülke arasında 56'ncı sıradadır. Yıllar itibariyle Türkiye'nin İGE değeri

artmasına rağmen sıralaması düşmüştür. Türkiye, insani gelişim endeksinde 2007 yılından bu yana gelişmiş

ülkedir. 182 ülke arasında 79'unau sıradadır.

İnsani gelişmenin termelini oluşturan göstergelerde Türkiye, en fazla ilerlemeyi 1980- 2007 yılları arasında

gerçekleştirmiştir.

2009 sınıflandırmasında ilk 20 sırada yer alan ülkeler şunlardır: Norveç, Avustralya, İzlanda, Kanada, İrlanda,

Hollanda, isveç, Fransa, İsviçre, Japonya, Lüksemburg, Finlandiya, ABD, Avusturya, ispanya,, Danimarka, Belçika,

İtalya, Lihtenstein ve Yeni Zelanda.

UYARI: Türkiye'nin üzerinde yer alan dikkati çeken ülkelerden bazıları şunlardır: Yunanistan (25), Güney Kore

(26), Katar (33), Şili (44), Arjantin (49), Küba (51), Meksika (53), Libya(55) Suudi Arabistan (59) ve Malezya (66).

İSTİHDAM VE İŞ GÜCÜNDE GELİŞMELER

İstihdam, bir ülkede çalışma istek ve yeteneğinde bulunan kişilerin mal ve hizmet üretiminde kullanılmasıdır.

2009 yılında Türkiye'de kamu sektörünün toplam istihdam içindeki payı %13,5'tir. Türkiye ekonomisinde 2004

yılından sonra istihdam seviyesinde az da olsa bir artış meydana gelmiştir.

UYARI: 2008 yılında Türkiye'de tarım dışı işsizlik oranı %13,6 olarak verilmiştir.

Avrupa Birliği ülkelerinde ortalama olarak iş gücünün %5'i tarım, %30'u sanayi ve %65'i hizmetler

sektöründedir. Türkiye'de 2009 yılında toplam istihdam içinde tarım sektörünün payı %23,7'dir. Sanayi ve

hizmetler sektörlerinin payları ise sırasıyla %2,1 ve %55,3'tür. Bu, çok yüksek bir orandır, istihdamın önemli

ölçüde tarım sektöründe gerçekleştirilmesi, Türkiye açısından olumsuz bir durumdur.

Aktif nüfus, ülkenin üretimdeki beşeri kaynağıdır. İstatistiki açıdan ise 15 yaşından yukarı olan ve çalışabilir

durumda olan kişileri kapsar. İş Gücüne katılma oranı (İKO), nüfusun iş gücü olan bölümünün toplam nüfus

içindeki payıdır. Bağımlılık oranı ile ters yönlü bir ilişkisi vardır. Nitekim nüfusun iş gücüne katılmayan

bölümünün oranına da "Bağımlılık Oranı" denir. İKO'yu; nüfusun yaş ortalaması, okullaşma oranı, emeklilik yaşı

ve diğer ekonomik ve sosyal faktörlere göre belirlenir.

. NOT: Bir ülkedeki nüfusun üretici durumunda bulunan kısmına ekonomik S. açıdan "aktif nüfus" (labour force)

denir ve ülkenin iş gücünü oluşturur.

Nüfusu oluşturan kişilerden bazıları, fikrî ve bedensel güçsüzlükler veya hukuki sebeplerle üretime

katılamazlar. Bu grup içinde çocuklar, ihtiyarlar, hastalar, sakatlar, askerler yer alır. Bunlar, nüfusun "aktif

olmayan" kısmıdır.

DPT'nin bir çalışmasına göre Türkiye ekonomisinde 1972-2003 döneminde toplam istihdam yıllık ortalama

%1,4 dolayında artmış; fakat istihdam tarım ve madencilik sektörlerinde azalmıştır. Sanayi sektöründe yıllık

ortalama istihdam, artışı %2,7 iken bu oran hizmetler sektöründe %3,5 olmuştur. Enerji sektöründe istihdam,

yıllık ortalama %10 oranında artmıştır.

2008 yılının sonlarında ortaya çıkan ve iş gücü piyasasını da etkileyen küresel krizle birlikte işsiz sayısı artmıştır.

5 Türkiye Ekonomisi Ders Notları www.forumaof.com

İşsizlik oranı 2009 yılında %14'tür. Krizin iş gücü piyasasında yarattığı en önemli etki, kadınların yeniden iş

aramaya başlamaları ve iş gücü piyasasına daha fazla dâhil olmalarıdır.

DIŞ ÜLKELERE GİDEN İŞ GÜCÜ VE YURT DIŞINDAKİ TÜRK VATANDAŞLARI

Türk iş gücü akımının düzenli gerçekleştirilmesini kolaylaştırmak ve böylece göçmen işçilerin ve işverenlerin

ihtiyaçlarını karşılamak üzere Türkiye; Almanya ile 1961'de, Hollanda ile 1964'te, Fransa ile 1965'te, Avusturya

ile 1967'de iş gücü anlaşmaları imzalamıştır.

AB istatistik kurumu Eurostat'a göre AB'de yaşayan 3.8 milyon yabancı ülke vatandaşı arasında en kalabalık

grup, sayıları 2.4 milyonu aşan Türk vatandaşlarıdır.

Eurostat'ın 2009 yılı verilerine göre AB'deki 2 milyon 419 bin Türk vatandaşının 1 milyon 830 bini Almanya'da,

221 bini Fransa'da, 109 bini Avusturya'da, 94 bini Hollanda'da, 40 bini Belçika'da, 36 bini Birleşik Krallık'ta, 29

bini Danimarka'da, 15 bini İtalya'da ve 10 bini İsveç'te yaşamaktadır. AB üyesi olmayan işviçre'de 73 bin Türk

vatandaşı bulunmaktadır.

Avrupa'da ulusal, eyalet ve yerel seviyede (Avrupa Parlamentosu dâhil) 40 civarında Türk kökenli temsilci vardır.

Dışişleri Bakanlığına göre 2010 yılında yurt dışında Türk dernek sayısı 3.900, Almanya'daki dernek sayısı 2.500,

Almanya'daki cami dernek sayısı ise 1.500 civarındadır.

Batı Avrupa ülkeleri ile Türkiye'nin döneme ait ekonomik ve demografik yapıları ile bağlantılı olarak 1960'lı

yıllarda başlayan iş gücü göçü sonucunda ortaya çıkan işçi dövizi, Tür¬kiye ekonomisine uzun yıllar katkıda

bulunmuştur. Bu kaynağın kullanımı için Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası nezdinde 1976 yılından itibaren

güvenli ve yüksek getirili işçi dövizi hesapları açılmaya başlanmıştır.

Geçmiş dönemde Türkiye'nin ödemeler dengesine çok önemli katkı sağlayan işçi döviz gelirlerinde son yıllarda

önemli düşme görülmüştür. 2004 yılında 804 milyon dolar olan işçi gelirleri; 2006 yılında 1.111 milyon dolara,

2008 yılında ise 1.431 milyon dolara çıkmış; 2009 yılında ise 934 milyon dolara gerilemiştir.

IMF, yabancı ülkelerde çalışan göçmen işçilerin en fazla döviz gönderdiği ülkeler sıralamasında Türkiye'nin

dünyada beşinci sırada geldiğini, Dünya Ekonomik Görünümü Raporu'nda açıklamıştır. Göçmen işçilerin 1990-

2009 yılları arasında en fazla döviz gönderdiği ülkeler arasında ilk beş sırayı Hindistan, Meksika, Filipinler, Mısır

ve Türkiye almıştır. Göçmen işçilerin çalışarak vatandaşı olup en fazla döviz gönderdiği ülkeler içinde ilk sırayı

ABD almış; bu ülkeyi Suudi Arabistan, İsviçre, Almanya ve Fransa izlemiştir.

TÜRKİYE EKONOMİSİNDE BÖLGESEL GELİŞMENİN SAĞLANMASI

Türkiye ekonomisinde bölgeler ve iller arası gelişmişlik farklarının azaltılması, geri kal¬mış yörelerde gelir

seviyesinin artırılması, ekonomik faaliyetlerin çeşitlendirilmesi, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, yerel

dinamikleri ve potansiyelleri harekete geçirecek girişimlerin desteklenmesi, kurumsal kapasitenin ve iş birliğine

dayalı rekabetin geliştirilmesi ile kaynakların yerinde ve etkin kullanılması çok önemlidir.

AB'ye katılım süreciyle birlikte Türkiye'nin gerek kendi bölgeleri gerekse AB üyesi ülke¬ler arasındaki gelişmişlik

farklarının azaltılması önem kazanmıştır. Türkiye'de bölgesel gelişme farklılıkları, üye olmak istediğimiz AB

ülkelerine göre çok fazladır. Kalkınmada öncelikli yöreler kapsamındaki iller ile DİE ve 2001 yılı için belirlenen

kişi başına GSYG (GSYİH) tutarı 1.500 dolar veya daha az olan illerde gelir vergisi stopajı teşviki, sigorta primi

işveren paylarında teşvik, bedelsiz yatırım yeri tahsisi, enerji desteği gibi teşvik önlemleri yürürlüğe konmuştur.

16 Temmuz 2009 tarihli 2009/15199 sayılı "Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Karar" ile Türkiye'de ilk

defa kapsamlı bir sektörel-bölgesel teşvik sistemine geçilmiş¬tir. Yeni sistemde Türkiye, Sosyo-Ekonomik

Gelişmişlik Endeksi'ne (SEGE) göre dört bölge¬ye ayrılmıştır.

Türkiye'de yoğun olarak yaşanmakta olan bölgeler arası göçler, önemli ölçüde bölgeler arası gelişmişlik

6 Türkiye Ekonomisi Ders Notları www.forumaof.com

farklarından kaynaklanmaktadır. Yoğun göç alan kentlerde; konut, fiziki ve sosyal altyapı, asayiş, istihdam,

çevre, sosyal hizmetler, kentsel uyum gibi alanlarda sorunlar yaşanmaktadır

KÜRESELLEŞEN DÜNYA EKONOMİSİNDE TÜRKİYE EKONOMİSİNİN YERİ VE

ÖNEMİ

Uluslararası Para Fonu'nun 2008 yılı verilerine göre dünya nominal GSYG 6.917.477 milyon dolar, Avrupa

Birliği'nin GSUG'si ise 18.387.785 milyon dolardır. Dünyanın en büyük ekonomisi 14.4 trilyon dolar ile ABD'dir.

İkinci sırada 4.9 trilyon dolar ile Japonya gelmekteki". Çin, 4.3 trilyon dolar ile 3'üncü, Almanya 3.6 trilyon

dolarla 4'üncü, Fransa 2.86 trilyon dolarla 5'inci ve 2.68 trilyon dolarla İngiltere 6'ncı sıradadır. Türkiye 729.9

milyar dolarla 179 ulke arasında 17'ncidir.

Türkiye ekonomisi GSUG büyüklüğü açısından dünyanın ilk 20 ülkesi arasında yer alır- en kişi başına düşen gelir

açısından oldukça gerilerdedir. IMF'ye göre dünyada kişi başına

düşen gelir açısından ilk sıradaki ülke 94.4 bin dolar ile Lüksemburg'dur. Daha sonra Norveç gelmektedir (76.6

bin dolar). ABD, 46.4 bin dolarla dünyada 9'uncu, Fransa 42.0 bin dolarla 14'üncü, Almanya 39.4 bin dolarla

17'nci, İngiltere 35.7 bin dolarla 21'inci, İtalya 34.9 bin dolarla 22'nci, Yunanistan 30.3 bin dolarla 26'ncı *

Türkiye ise 8.4 bin dolarla 58'inci sırada yer almaktadır.

Birleşmiş Milletlerin 1 Temmuz 2009 tarihli tahminlerine göre dünya nüfusu 6.810 milyondur. Çin, 1.3 milyar

nüfusu ile dünyanın en kalabalık ülkesidir ve dünya nüfusunun %19,6'sı Çinlidir. Daha sonra 1.1 milyar nüfusu

ile Hindistan (%17.3) gelmektedir. Çinliler ve Hintliler toplam dünya nüfusunun %37'sini oluşturmaktadır.

UYARI: Türkiye'de kişi başına düşen gelirin düşük olmasının sebebi, Türkiye'nin nüfusunun çok olmasıdır.

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER BİN YIL KALKINMA HEDEFLERİ VE TÜRKİYE

New York'ta 6-8 Eylül 2000 tarihlerinde 47 devlet ve hükümet başkanının da bulunduğu 189 ülkenin

temsilcileri, 55'inci Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantısı için bir araya gelerek Milenyum Zirvesini

(Millennium Summit) gerçekleştirmişlerdir. Bin Yıl Bildirisi; barış, güvenlik, kalkınma, çevre, yardıma muhtaç

grupların korunması, insan hakları ve yönetişim konularını kapsamaktadır.

Bin Yıl Kalkınma Hedefleri, insani kalkınmaya yönelik olarak yoksulluk ve açlığın ortadan kaldırılması, tüm

bireyler için temel eğitim, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve kadının durumunun güçlendirilmesi,

çocuk ölümlerinin azaltılması, anne sağlığının iyileştirilmesi; HIV/AIDS, sıtma ve diğer salgın hastalıklarla

mücadele, çevresel sürdürebilirlik ve kalkınma için küresel ortaklık konularını içermektedir.

Bin yıl kalkınma hedefleri, 1990'lardan bu yana düzenlenen küresel konferanslarda taahhüt edilmiş olan diğer

uluslararası hedeflere yönelik stratejileri de güçlendirici niteliktedir. Bin Yıl Zirvesi ile küresel gündeme taşınan

insani kalkınmanın gerçekleştirilmesi süreci, Doha Bakanlar Bildirisi'nin (2001) ve Uluslararası Kalkınmanın

Finans¬manı Konferansı'nda kabul edilen Monetery Uzlaşısı (2002) ile de desteklenmiştir.

Bin yıl kalkınma hedefleri ana başlıkları şunlardır:

Hedef 1: Mutlak yoksulluk ve açlık çeken insan sayısının yarı yarıya azaltılması. Günde 1 dolardan az gelirle

yaşayan nüfus %2, yetersiz beslenen 5 yaş altı çocuk nüfusu %8,

Hedef 2: Herkes için (kız ve erkek) temel eğitim. İlköğretim okullarına kayıt: %95, genç nüfusta (15-24 yaş)

okuryazarlık: %99,8,

Hedef 3: Toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadının durumunun güçlendirilmesi. Kız çocuklarının okullaşma oranı;

ilköğretim %89, orta öğretim ve diğer %69, okuryazar kadınların erkeklere oranı: 95/100, tarım dışı ücretli

istidamda kadının payı: %43, mecliste kadınların temsil oranı: %4.4,

Hedef 4: 5 yaş altı çocuk ölümlerinin 2/3 oranında azaltılması. 5 yaş altındaki çocuk ölüm hızı: Binde 43,

7 Türkiye Ekonomisi Ders Notları www.forumaof.com

bebek ölüm oranı: binde 36,

Hedef 5: Gebelik ve doğumdaki anne ölüm oranının 3/4 oranında azaltılması. Anne ölüm oranı: 100 bin

doğumda 55, sağlık personeli gözetiminde doğum oranı: %81,

Hedef 6: Sıtma ve diğer salgın hastalıkların yaygınlaşmasının durdurulması. Sıtmada her 100 bin kişide 17,

tüberkülozdan ölümle 100 bin kişide 6,

Hedef 7: Doğal ve çevresel kaynakların kaybının önlenmesi. Karbondioksit emisyonu: %3.1, içme suyuna

erişim: kırsalda %86, kentlerde %81,

Hedef 8: Kalkınma için küresel iş birliğinin geliştirilmesi.

Bin Yıl Kalkınma Bildirisi'nde açlık ve yoksulluk ile mücadelede geliri günde bir dolardan az olanların toplam

nüfusa oranı Türkiye'de %2 nin altındadır. Bu oran AB'ye yeni üye olan ükeler ile aynıdır, ingiltere, italya, Fransa

ve İtalya'da da geliri bir doların altında bir kişi yoktur. Okuryazarlıkta kadın/erkek oranı araştırıldığında Türkiye

çoğu yoksul ve gelişme yolunda olan ülkelerin ilerisinde, Latin Amerika ve gelişmiş ülkelerin gerisindedir. Çocuk

ölümlerindeki azalma konusunda Türkiye 1990-2000 arasında büyük ilerleme sağlamıştır. Çocuk ölümleri

%78'den %41'e düşmüştür. Telefon ve cep telefonu kullanıcıları Türkiye'de 1990'dan 2000'e artış göstermiştir.

1990'da her bin kişiden 122'si telefon ve cep telefonu kullanırken 2002'de bu sayı 626'ya yükselmiştir. Kişisel

bilgisayar ve internet kullanımında Türkiye, dünya ortalamasının altında; ancak azgelişmiş ülkelerin ilerisindedir.

ÜNİTE 2

ULUSAL GELİRİN GELİŞİMİ VE UZUN VADELİ GELİŞME STRATEJİSİ

Ulusal gelir, bir ekonomide bütün makro ekonomik değişkenlerle çok yakından ilişkilidir. Üretim miktarı,

harcamalar, yatırımlar, dış ticaret, finansal faaliyetler, istihdam, faiz, enflâsyon gibi çok sayıda makro ekonomik

değişken ulusal gelirin hacmi ve gelişimi ile ilgilidir. Eğer ulusal gelir artmış ise o ülkenin vatandaşları daha çok

gelir elde edeceklerdir.

TÜRKİYE EKONOMİSİNDE ULUSAL GELİRİN YERİ VE ÖNEMİ

Türkiye'de ulusal gelir üç yöntemle Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafın-dan hesaplanmaktadır:

Üretim yolu ile gayri safi ulusal gelir (GSUG = GSMH )toplam gayri safi üretim değerinden bu üretimde

Yorum Yaz